Sanat

“Ben Seni Cümle Yapabilirim”: İsmet Doğan Söyleşisi

Otuz yılı aşkın sanat geçmişinde resim, fotoğraf, heykel, yerleştirme, fragman, afiş, video gibi medyumlarda ürettiği çalışmalarını içeren geniş kapsamlı Melez Anlatılar kitabı ve 31 Ekim 2016’da Hasköy Yün İplik Fabrikası’nda Franziska Niemand’ın küratörlüğünde açılacak Ben Bir Bedenim/In Retroactive sergisinin son hazırlıkları tamamlanırken, İsmet Doğan’ın Galatasaray’daki atölyesinde geçmişin sakladığı anılar ve yapıtlar, geleceğe dair tasarılar için duyulan heyecanlar ve şimdiki zamana tutunma çabaları bir arada yaşanıyor…

Türkiye’nin çağdaş sanatında çok özel bir konumda İsmet Doğan: 80’li yıllarda başlayan aktif sanat hayatında Dadaizm’in kolaj, buluntu sanat, montaj ve grafiti tekniklerini, film karelerini tarih, kültür, iktidar, kimlik, beden kavramları ile birleştirerek sorunsallaştırdığı çalışmalarıyla hassas noktaları kaşıma cesareti gösterebilen bir sanatçı ve düşünür olmayı sürdürüyor. Çağdaşlarından farklı olarak sanatında sorgu öznesini dolaylamak veya direkt sunmak yerine, kullandığı yöntemlerle bu sorgulamayı seyircinin kendi bedeninde, kendi hisleriyle ve düşünce akışıyla üretmesini sağlıyor. Bir İsmet Doğan yapıtıyla karşı karşıya geldiğinizde iletişiminiz, karşısında fiziksel olarak ayırdığınız atımlı zaman dilimi ile kısıtlı kalmıyor; yeni bir atımlama biçimi de tarifliyor. Başka bir deyişle, yapıtlarının dördüncü boyutla ilişkisi kinetik veya dondurulmuş imajlar olmaktan bağımsız; seyircisi üzerinden kurulu. Üretimin medyumu boya-resim, fotoğraf, kolaj, yerleştirme vs. olmaktan çıkıp bedene, diyaloga, kimliğe sürtünüyor. Kimi zaman seyirci düzleme yerleştirilmiş aynalarla yapıtı izlediği süre boyunca yapıtın kendisine dâhil olurken karşısından ayrıldığı anda yeni bir kompozisyonla karşı karşıya kalıyor. Bazen de nesnenin “bir zamanlarki” imgesi fotoğraf aracılığıyla bulunduğumuz ortama çağrılırken, nesnenin kendisi zaman içinde girdiği tepkimenin ardından ortamda bizzat varlığıyla gerçeklik ve sanallığın konturlarını muğlaklaştırıyor. İsmet Doğan’ın da dediği gibi, “Fotoğrafını çekemiyoruz; çektiğimiz an onu kaybediyoruz.” Bunun yanında izleyen göz, sadece zaman dahilindeki tutarsızlıklarla yüzleşmiyor; sanat eserinin üretim sürecini de sorguluyor. Özellikle son dönem çalışmalarında daraltılmış yargılarımızı irdelediği cesur üretim süreci, hem seyircinin hem de sanatçının egolarının çarpıştığı, karıştığı ve paylaştığı bir yüzleşme düzlemi. Klasik nü resminin bedeni estetize ve idealize edişi ile çelişki içinde; çünkü seyirciyi iğrenç olanla, gözün reddettiğiyle çarpıştırıyor. Anlam katmanlaşmaları ve yarattığı sabotajlarla toplumun ve bireyin travmalarını nişan alıyor. Eserleri yalnızca aşılmış bir çıplaklık temsili kesinlikle değil; aksine, ilk karşılaşmanızın çok sonrasında, belki okuduğunuz bir paragrafla, sokakta tanığı olduğunuz bir anla ya da aynadaki yansımanızla ayrıştırmaya başlayacağınız kabuklar ile örülü. Çıplak kalanın İsmet Doğan’ın imgelerinde olan değil, ona bakan göz olduğunu sakince hissettiriyor izleyiciye. Fakat İsmet Doğan asıl cesareti çıplaklığı imleyerek değil, eserlerinin geçkin örneklemlerle değerlendirilmesine ortam bırakarak gösteriyor. Geldiği son boyutta ise “delirmek”le bile itham edildiği oluyor. Çağdaş sanatçı İsmet Doğan’la neden delirmediği üzerine bir sohbet gerçekleştirdik.

Aynalar, öz portreler, yamyamlık… Yansımasıyla baş başa kalan Narkissos, bir süre sonra suya bakmakla yetinmiyor; kaydeden ve izlenen konumunu alıyor. Ardından onu yemeye başlıyorsunuz ve sonrasında kusuyorsunuz. Egonuzu hem sunuyor hem de siliyorsunuz. Ego ile kurduğunuz bu iletişimi nasıl tanımlarsınız?

Batı demek egoloji tarihi demek. Her şeyi merkeze alıyor. Ona göre bir merkez var, bir de periferi: Ben ve öteki. Hassasiyetinden dolayı bu ayrıştırmayı öncelikle bedenim reddediyor. 90’larda Paris’teydim ama merkezde de kalmak istemedim. Meseleyi burada, periferide sorgulamak istedim. Batı’da sanat ve sanatçı ego merkezli tanımlandığı için ona karşı duyarlılaşıyorsunuz, rahatsızlık duyuyorsunuz. Egoya takmıştım; okul dönemimin sonrasında gördüğüm sanatçılar hep egosantrikti. Paris’te gördüğüm sanatçılarda da ego duvarıyla karşılaştım: “Benim sanatım…” Nefret ediyorum bu tabirden. Bana göre egoyu yavaş yavaş yok etme süreci önemli. Ancak bu yok etme sürecini gerçekleştirebilen sevebilir. Aslında önemli olan, yapmaya çalıştığım gibi, anonim olmaktır, anonimliğe gitmektir. Egoloji eleştirimin yanında, kendi egomu-yapımı yer yer yapısöküme uğratarak yeniden işaretliyorum. Şu sıralar üzerinde çalışmakta olduğumuz monografik kitabın bağlamını da kendi işlerime mesafeli durarak kurdum: Ataerkil’den Kusma’ya önce yiyorum, yutuyorum, sonra kusuyorum.

"Ben Seni Cümle Yapabilirim": İsmet Doğan Söyleşisi (Görsel 1)
Doğan, İsmet. L’origine du monde, Kusma. 2010, karışık teknik.

…ve tüm bu süreç boyunca harfler size eşlik ediyor; Hurufilik, Foucault, belki Magritte çağrışımları… Harflere biçtiğiniz rol nedir?

Ben de 79’da harflerle yaptığım resmi hâlâ anlamaya çalışıyorum. Hurufilikle öncesinde karşılaşmıştım. Çocukluğum Doğu’da geçti. Alevi-Bektaşî resimlerinde Arapça harfler vardı; harfle uğraşılıyor, harflerden muska yapılıyordu. Daha sonra 70’li yıllarda dayımın matbaasında çalışırken bulduğum, yanlışlıkla üst üste basılmış Latin ve Arap harfleriyle yazılı metinleri çalışmalarımda kullandım. Bu yıllar boyunca Derrida’yı bilmiyordum. Fakat bu çalışmalar 90’lı yıllarda Derrida ve yapısökümcülük üzerine okurken su yüzüne çıktılar.

Türkiye modernleşmesi yukarıdan aşağıya gerçekleşiyor. Latin alfabesine geçmek de toplumda bir travma yaratmıştı. Ben travmayı bedenimde yaşıyorum. Travmanın da bir belleği var; o bana hatırlatıyor. Bellek de katman katman olduğu için bu parçalar birleşti. Metni bozmak ve yeni bir inşa kurmak; dolayısıyla cümleyi de parçalamak… Bir resmin altına “Ben seni cümle yapabilirim.” yazmıştım. Harflerin de varlığı vardır. Ben yüzleri harflerle görüyorum. Harf yapıştırdığım suretler-resimler, bana göre hâlâ önemli bir şey. Harfi parçalayıp bir bulmaca hâline getiriyorum. Bir cümleyi ya da metni tuval üzerinde parçalıyorum.

Dil şüphesiz hem mekanik hem de ontolojik kurgusuyla sanatınızın kemikleşmiş bir parçası. Harflerin yapısöküme uğratılmış imgelerinin yanında ısırma-yeme-kusma eylemleriyle de yakından ilişki kurduğunuz dil hakkında neler söylersiniz?

Dil göstergelerden oluşur, metaforlardan oluşan bir uzlaşmadır. Wittgenstein’ın dil (ya da beden) kafesi içinde yaşadığımıza dair söyledikleri beni düşündürmüştü; dışsallık ve içsellik, dilin yapıyı belirlemesi… Ve “Bilinçdışı dil gibi yapılandırılmıştır.” (46) diyen Lacan’ın bu sözünün doğruluğunu sorguluyorum. Öncelikle sözcüklerle değil imgelerle düşünüyorum. İmgeler de bir dildir; onlar da kesişir, birbirini içerir ve bütünlerler. İmgeler büsbütün gerçektirler. Oysa ki ses gerçeği kusurlu kılar. Ancak ben hakiki bir diyaloğun peşindeyim. Gençliğimde konuşamadım, konuşurken harfleri kusardım. Bilinçaltım grameri, kuralları, yüklemi, özneyi reddetmişti. Öyle ki yemekten bile zevk alamaz olmuştum. Sorguladığım şeyle hemhâldım. 2000’lerden sonra çözüldüm ve dengelendim; ama hâlâ düşünüyorum dil ile neden bu kadar sorunluyum diye.

"Ben Seni Cümle Yapabilirim": İsmet Doğan Söyleşisi (Görsel 2)
Doğan, İsmet. Harf Yarası. 2010, c-baskı.

Çokça kritiğini yaptığınız Türkiye sanatının modernleşme öyküsü, bir bakıma çıplaklık ile tanışmakla başlıyor. Bu tanışmadan yaklaşık 200 yıl ardından çıplaklığı kendi pratiğinizde nereye koyuyorsunuz?

Türkiye’de resim pratiği Batı üzerinden onay almak üzerine kuruluydu. Batı sanat tarihi etleşmiştir, et satar. Sanat ortamı da “abject”. Modernite bedeni steril kılıyor, onu tamamıyla göstermiyor. Çalışmalarımda beden atıklarını göstermek fikri bu eleştirel bakışla ortaya çıktı. Sanatın ontoloijisiyle birlikte tarihini de sorguladım. Eleştirel teoriden yararlandım. Sol gelenekten geldiğim için argümanı olan bir eleştiri üretmenin peşinde oldum hep; bu yüzden her sergi bir bildirge gibiydi. Örneğin; “Eat Me” serisinde, haremi farklı bir şekilde kurdum. Haremin sözcük anlamı ”ailem” demek. Batı ise haremi yeniden tahayyül ediyor ve o düşlem üzerinden yeni bir oryantalizm üretiyor.

Meşru olmak istemedim çünkü majör olan anlatıları eleştirdiğimden dolayı yaptığım şey minör oldu. Çalışmalarımı ne avangart ne de cesur olsun diye ürettim. Avangart öldü, biliyorum. Sanat tarihindeki çıplaklığın eleştirisini kendi bağlamımda yaptım. Ben neredeyim? Bir ek yapıyorum ve eklemleniyorum. Modernizmde her şeyin başı vardır ve bir de sonu. Onda ilerlemeci anlayış hâkimdir. Fakat Deleuze, ortasından da girilebileceğini söyler. Ben de böyle düşünüyorum. Bir şey geliyor, onunla cebelleşiyorsun ve onu mesele ediyorsun.

Antropofaji ve en üst noktada otofaji, sindirmesi oldukça güç ve güçlü kavramlar. Bu yoğunluk düzeyi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yamyamlık politik bir alegoriydi. Kendimi bir yamyam olarak kurgulamıştım. Egolojiyi, modern bilgi öznesini, bütün bu söylemleri yedim yuttum ve ardından da kustum. Bu şekilde egolojinin yamyamlığını ortaya çıkardım. Böylece tıpkı Freud’un öpüşmek hakkında düşündüğü gibi, “öteki” olanı kendimden bir parça hâline getirdim. Sonunda her şeyi çıkardığımda, dışsallaştırdığımda ben de artık başlangıçtaki kişi değildim. Bu benim tekillik sürecim; bu çalışmaların temel amacı da kişinin başlangıçta olmadığı kişi olmasıdır.

Sokakta koluna jilet atan, kendini yaralayan insanlarda da dışsallaştırma görülebilir. Bu da bedensel bir karşı çıkıştır. O kanı görmek, simülasyon dünyasından çıkıp gerçeği yaşamak istiyorlar. Bunun başkalarının değil de kendi bedenleri üzerinden yapılarak yaşantılanması da otofajik bir hâl gibi.

"Ben Seni Cümle Yapabilirim": İsmet Doğan Söyleşisi (Görsel 3)
Doğan, İsmet. Otofaji. 2010, tuval üzerine yapıştırılmış renkli fotoğraf üzerine akrilik.

Yakında kitabınız çıkıyor. Kavramsal olarak Melez Anlatılar sizin için ne ifade ediyor?

Hemen hemen dört yıldır bu kitapla uğraşıyoruz. Kitabın önceki adı Melez Çalışmalar Melez Anlatılar’dı ama sonra sadece Melez Anlatılar oldu. 80’lerde cumhuriyet öncesi kültürümüze baktığımda Osmanlı kültüründe melez bir yapı görmüştüm ve buradaki kültürde melezlik hâlâ devam ediyor. Benim işim görmek. Olgular beni ilgilendirir; olgulardan hareket ederim, olaylardan değil. Bu serginin bir kısmı Türkiye modernleşmesinin bıraktığı yaraları, açmazları olgu olarak ortaya seriyor.

Burada anlaşılmayan şey, bu sergide görüldüğü gibi temel olarak “melez üsluplar” girişiminin riskini almam. Oldukça zor bir deneyim; Batılı modern sanatçı ömrü boyunca tek bir üslupla çalışır ve o üslup içinde kendini sınırlandırır. Bu bir imge kafesi gibi. Böyle sanatçılara saygım var, sakın yanlış anlaşılmasın, ama bu paradigmanın bittiğini düşünüyorum. Gelelim melezliğe. Burada herkes Batı ile analoji kurduğu için benim yaptıklarımı anlamlandıramadılar. Çoğulculuk, melezlik artık bir norm hâline geldi ama ben 2000’lere kadar bunun kavgasını verdim. Artık bu kavga anlamsızlaştı, ben bunu erken fark ettiğim için sancısını çektim ama bunun için bir itibar kazanmadım, hatta yalnız hissettim. Kitabımın adı bu yüzden Melez Anlatılar, bunun gelişigüzel ya da popüler akımlar sonucu ortaya çıkan bir anlayış değil, kasıtlı ve anlamlı bir karar olduğunu, ne kadar mühim olduğunu anlatabilmek için. Artık bunun bir kavgası yok, bunun mücadelesi verilmemiş gibi, kendiliğinden olmuş gibi yaşıyoruz ama bu böyle değil. Burada herkes tek başına varmış gibi, diğer sanatçılar, diğer sergiler olmamış gibi davranıyor. Korelasyonlar kurulmalı. Bu edebiyatta söz konusu, orada devam eden gelenek tanınıyor; ama çağdaş sanata gelince yok. Sanatta da böyle olması gerekiyor, başka türlüsü çok ayıp, hiç etik değil. Herkes mutlak olmak istiyor. Böyle bir şey mümkün değil ve tehlikeli.

Benim söylemek istediğim “Farklılık farklı biçimler arasındaki farklılık veya özgün bir modelden farklılık değildir, farklılık tekrar tekrar yeni biçimler üreten bir güçtür.” (Colebrook 169). Bu alıntıyla bu söyleşiyi bitirelim, yoksa bitmeyecek.

Kaynakça

Colebrook, Claire. Gilles Deleuze. Çev. Cem Soydemir. Ankara: Doğu Batı, 2009.

Lacan, Jacques. Benim Öğrettiklerim. Çev. Murat Erşen. İstanbul: Monokl, 2012.

Poedat Dergisi ve Poedat Kolektifi Hakkında

Poedat Dergisi, disiplinlerarası ortaklığı kurma amacıyla felsefeden sosyolojiye, psikolojiden antropolojiye, edebiyattan sinemaya, sanat tarihinden kültürel çalışmalara yayın yapan bir e-dergidir.

Dergi, bir gençlik topluluğu olan Poedat Kolektifi'ne bağlıdır.